Astroloji Ve Doğa – I. BÖLÜM – SU

hope-diamond

Bilinen insanlık tarihinin başından beri bize ışık tutan yıldızların izinden giderken, Astroloji’nin aslında kendi içinde ne kadar tutarlı olduğuna dair en yalın izleri doğa’da da bulabiliyoruz. 12 Burcun mevsimler, nitelikler hatta dekanlar altında incelenebilmesinin en temel betimlemesi dört elementtir. Ateş, Su, Toprak ve Hava elementleri bizim doğayla bütünlüğümüzü sağladığı gibi aynı zamanda, Astrolojik sembollerle yaşamımızı ayrıntılı şekilde açıklar.

Bu elementlerden yaradılışa dair en temel olanı “su” olarak karşımıza çıkar. Su değişken, dönüşebilen ve içinde bulunduğu maddenin şeklini alabilen bir oluşumdur. Gezegenimizin %90’ından fazlasını su oluşturur. Bu oran Güney Yarı Küre’de daha fazladır. Su yaşamın ta kendisidir. Tatlı su kaynakları ise tüm canlıları kendine çeker, buna insan da dâhildir. Su hayatta kalabilmekle bağlantılı olduğundan dolayı medeniyetler suyun olduğu yerlerde ya da etrafında kurulur.

Su şekil alır ve şekillendirir. Tatlı su yani yağmur olmasaydı yaşam da olamazdı. Bu nedenle, gezegenlerde yaşam olduğunu tespit edebilmek için ilk önce suyun varlığı belirlenmelidir. Yağmurları oluşturan ise yine suyun “hava” halidir. Evrenimizi tamamen sarmalayan su, bedenimizin de 4/3’ünü oluşturmaktadır.

Su deyince ilk aklımıza gelen Ay’dır. Su ile birebir bağlantılı olan Ay’ın hallerine göre hareketlenen bir doğamız vardır. İçimizdeki su oranıyla da bağlantılı olarak Ay duygusal ve tinsel durumlarımızı ve tepkilerimizi belirler. Su evrenimizdeki her şey ile bağlantılıdır. Buna yer altı oluşumları olan mağaralar da dahildir.

Mağaralar ancak risk alabilecek maceraperestlerin gitmeye yeltenebileceği bir “iç dünya”dır. Biz bu kavramı Astroloji’de Plüton, Satürn ya da 12. Ev ile bağdaştırırız. Gizlide kalan, güneş ışığından bağımsız var olabilen bu evreni yine su şekillendirir. Mağaralar günümüzün en az keşfedilmiş doğal alanlarıdır. Aynen insan psikolojisi ya da bilinçaltı gibi. Yeraltında gezegenin en az tanınan ve en tuhaf canlıları yaşamaktadır. Bu canlılar tamamen kördür ve sonar ile avlanırlar. 12. Ev Plüton, Neptün ve klasik astrolojiye göre ise Ay, psişik güçler ve tinsellikle ilgilidir. Yine su burçları olan Yengeç, Akrep ve Balık’ın sezgileri diğer burçlara göre daha fazla “açıktır”. Mağaralarda mutlak karanlıkla başa çıkmak zorunda kalan canlılar içinde şaşırtıcı olarak, yılan, Yengeç ve balıklara rastlanmaktadır!

Böcekler ise evrim mücadelesinde var olmayı başarabilen nadir canlılardandır ve yeraltında yine karşımıza çıkarlar. Öyle ki güneş sisteminden bağımsız bu dünyada, kimi böceklerin kendi ışıkları vardır ve sonsuz karanlığın içinde galaksiler gibi parıldayabilmektedirler! Işıklarının nasıl oluştuğu ise keşfedilememiştir. Bu ışık mavidir.
Mısır’ın kutsal böcek sembolü yine Ay, Hermes, Plüton ya da yeraltına gönderme yapar ve bilinmeyeni, yaşam ve ölümü sembolize eder.

Mağaralar gezegenimizin %10’unu oluşturan kireç taşıyla kaplıdır. Kireç taşı deniz kabukları ve mercanlardan çıkan minerallerden meydana gelir. Deniz seviyesinin yüzlerce metre yukarısında yer alan mağaralar bile aslında su altında oluşmuştur. Yağan yağmurlar yeraltında nehirler oluşturarak mağaraların şekillenmesini sağlar. Sonuçta bazen km.lerce sürebilen labirentler oluşur. Aynı 12. Ev teması gibi, bilinçaltı da labirentlerden oluşmaktadır.

Su aşındırmakla kalmaz, aynı zamanda inşa da eder. Su ve Hava farklılıkları çok çeşitli dikitler ve sarkıtlar oluştururlar. Sarkıt ve dikitler birleştiğinde ise sütunlar meydana gelir. Bu görkemli inşalar bize suyun evrensel bir zekâ olduğunu hatırlatmaktadır. Bu zekâ ise evrenin her yerinde, hatta içimizde yer almaktadır.

Su dolu mağaralarda ise bu oluşumlar hareketsiz, durağan bir haldedir. Buzul Çağı’ndan beri yapısı değişmemiş mağaralar bulunmaktadır. Mağaralardan bazıları, Yucatan’da yaşayan Mayaların yaşamlarını birebir etkilemiştir. Yucatan’da nehir, göl ya da bir diğer tatlı su kaynağına rastlanmaz. İnsanlar o zamanlar su ihtiyaçlarını mağara obruklarından karşılamışlardır. İlginçtir ki su yaşamın asıl maddesi olarak (Ay) bu mağaralarda (Plüton), Mayaların tinsel hayatını da etkilemiş olmalı. En çok kan döken medeniyetlerden biri olan Mayalar sayı sistemlerinde ve gökyüzü konusunda uzman olmalarının yanı sıra, kehanet yöntemleriyle tanınırlar Bazı Plüton ya da Satürn görünümlerinden majisyenler çıkması da mantıksız değildir. Tüm bu konular “algı seviyeleri” ile ilgilidir.

Yucatan’daki bitki zenginliği yine mağaralara bağlıdır. Bütün ağaçların kökleri bu yer altı oluşumlarından beslenir! İnsanlar bu bitkileri de besin zincirlerine katmışlardı.

Ancak 563 km.sinin haritası çıkartılabilmiş mağaraların ise gerçek büyüklüğü hala bilinmemektedir.
Mağaracılık ise çok tehlikelidir. İnsanlar su dolu mağaralara dalarken hem ölçüm yapmak hem de hayatta kalabilmek adına kılavuz hattı olan bir ip bağlarlar. Bu hattın hayati önemi vardır. Kişinin gerçek dünyaya olan bağlantısını sembolize etmektedir. Çünkü mağaralar gibi bilinç-altı  da derin olduğu kadar yanılsatıcıdır da. Kişi yön duygusunu yitirebilir. Sonuç ise ölümcül olacaktır.

Tatlı suyun deniz suyu ile kavuştuğu yerde sanal hava görünümleri oluşur. Söz konusu bu bilimsel gerçek dalgıçların korkulu rüyasıdır. Neredeyse çıkışa ulaştığını düşünen kişi yanılır ve akabinde yön duygusunu yitirir. Bu da bize yine bilinç –altıyla ilgili 12. Ev temasını göstermektedir. Kişi kendini keşfetmek adına gerçeklikten koparsa, onun için çok tehlikeli olacaktır.

Peki ya Mayalar tüm mağara sularının eninde sonunda deniz ile kavuştuğunu biliyorlar mıydı?

Her mağara tecrit edilmiş bir ada gibidir. Dış dünyayla bir bağlantısı yoktur. Bu  durum aynı zamanda iç dünyamızın kendine özgü olduğuna dair bir işarettir. Tecrit hali birçok farklı duygunun ve düşüncenin evrimleşmesine neden olmaktadır. Örneğin 12. Evden geçen Satürn benzer etkiler ortaya çıkartacaktır. Ya da 12. Evden geçen her hangi bir gezegenin temsil ettiği durumlara göre kişi o konuda içine yönelecek bir nadas durumuna geçecek, toprağın altındaki tohumun faaliyetini sürdürecektir.

Yeraltında yaşayan semenderlerin bazıları o kadar büyüktür ki, bana Hades efsanesini anımsattı. Persephone’u kaçıran Hades yine Plüton’dur. Yer altı krallığının hükümdarıdır.

Yeraltının kimi güzellikleri ise paha biçilmezdir. Keşfedilen kristal mağaraları, gören kişide hayranlık uyandırır. 6 metreyi aşkın kimi kristalleri barındıran mağaraları sülfrik asitli sular aşındırmıştır. Yer altı dünyası enerjisini Güneşten almadığı halde böylesine göz alıcı hazinelere sahip olabilmektedir. Aynı iç dünyamız gibi. Işığı 7 renge yansıtabilen kristaller insan ile aynı elementten yani karbondan meydana gelir. Yunanca Hükmedilemez, yenilmez olan anlamına gelen adamas yani Elmas ise kristalin en sert halidir. İsviçreli bilim adamları şimdilerde insanın küllerinden elmas üretebileceklerini iddia etmektedirler. Özümüzde barındırdığımız bu değerli kaynak, madde haliyle yeraltından çıkartılıyorken, küllerimizden yapılabilmesi fikri yine ölümle ilgili olarak Plüton’a atfediliyor. Ölümcül hazinelerin yeryüzüne çıkarılmasına örnek olarak Mavi Elmas (hope diamond) gibi çok nadir bulunan mücevherler sahibi olan kimselere ardı arkası kesilmeyen talihsizliler getirmiştir.

Petrus Oleum olarak bilinen “kaya yağı” anlamına gelen petrol de yeraltından çıkarılır ve modern insanın uğruna kanlar döktüğü/dökmekte olduğu bir doğal kaynaktır. Yeraltından çıkarılan paha biçilmez kaynaklar insanlar tarafından paylaşılamaz. Tarihimiz bu hazinelere dair hazin mücadele hikâyeleriyle doludur.

Doğa, yeraltındaki mucizevî eserlerini bize bildirirken, aslında iç dünyamızın sınırsız nitelikteki zenginliğine işaret etmektedir. Aslında kendi kendine ışıldayan ruhlar, Güneş’in altında bile karanlıkta olan kimseler tarafından sömürülebilmektedir. Başkalarının ruhumuz ve içselliğimiz hakkında hiçbir hükmü olamayacağı gibi, yeraltına hükmetmek de insanın harcı değildir.

Uzaydan bile görünebilen 1600 km.lik büyük kanyon yine suyun aşındırmasıyla oluşmuştur. Su elementinin gücü aşikârdır. Sabırlı, algısal, telepatik, akışkan ve en sonunda içgüdüsel olarak okyanusa giden yolu bulabilen bir kaynaktır.

Tatlı suyun denizle kavuştuğu noktalarda vatozlara rastlanır. Balıklar ve kuşlar evrim sürecinde farklılaşmış yaratıklardır. Ve tümünü Jüpiter gezegeni temsil etmektedir. Bu kanatlı ya da yüzgeçli yaratıklara doğanın sınırlarında rastlanmaktadır. Jüpiter Balık Burcu’nun ve 12. Evin yöneticisidir.

Doğa’ya ve hayvanlara baktığımızda, tatlı su kaynakları için verilen mücadeleye tanık oluyoruz. Her çeşit hayvan mutlaka su alanlarının etrafına uğruyor. Bu çeşitlilik, suya sahip olmak ve hayatta kalabilmek için aralarında kanlı mücadeleler ortaya çıkartmaktadır.

Su kaynak ve yaşamdır dedik. Suyun modern insanın dünyasındaki maddeleşmiş durumu ise doğrudan “para” dır. Psikolojide, su parayı temsil eden bir metafordur. İnsan dışındaki canlıların su için verdikleri mücadele ve  uğrunda feda edilenler göz önüne alındığında, insanlar da para uğruna aynı davranış modellerini sergilemektedirler.

Feng Shui gibi Doğa’yı modern hayata uygulamaya çalışan felsefeler, akan suyu maddiyatla bağdaştır. Suyun kullanım durumunun (boşa akması ya da ateş ile yan yana olması vs) kişinin kazancını da ziyan edeceğine dair görüşler vardır. Para köşesine bu nedenle su fıskiyeleri konulmasını önerirler.

Öyle ise astrolojik olarak şekillendirilmiş kaynak olan parayı ne ile temsil ederiz?

Ay başlı başına tek kaynaktır. Mısırlılar bunu farketmiş ve sistemlerinin merkezine bu nedenden dolayı Ay’ı koymuşlardı.

Ay = Su = Yaşam dersek,
Venüs = Toprak = şekillenen, şekil, taslak anlamları taşır ve parayla ilgili olarak haritalarda incelenir. Buna 2. Ev ve yöneticisinin görünümleri de eşlik eder.
Jüpiter = Su ve ateş yani hava oluşur = ya yakar, ya genişletir ama kesinlikle dönüştürebilir = ?
Toprak = Satürn = şeklin son hali = maddi = Tüm Dünyayı ilgilendiren, evrensel madde

Bu mantık oldukça anlaşılır şekilde Astroloji’de yer almaktadır. Feng Shui ya da doğa’da yer alan “asıl kaynak” fikri saçma değildir. Bu yüzden net olarak sekilendirilmiş kaynak olan parayı tüm dünya insanı için“ Satürn” ile ifade edebiliriz.

Satürn’ün Ay ile açıları Borsa’da oldukça etkili olabilmektedir. Gizemcilerin de haritalarında Satürn Ay kavuşumlarına rastlanabilmektedir. Özellikle ateş grubu burçlarda Ay – Satürn kavuşumu olan kişiler manevi olanı madde de uygulama yeteneğine sahiptirler.

Su öylesine önemlidir ki, yaradılıştan önce bile varolduğuna dair bilgiler bilinen en eski tarih ve din kitaplarından biri olan Tevrat’in Tekvin bölümünde yer almaktadır.

•    Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı.
•    Yer boştu, yeryüzü şekilleri yoktu; engin karanlıklarla kaplıydı. Tanrı’nın Ruhu suların üzerinde dalgalanıyordu.
•    Tanrı, “Işık olsun” diye buyurdu ve ışık oldu.
•    Tanrı ışığın iyi olduğunu gördü ve onu karanlıktan ayırdı.
•    Işığa “Gündüz”, karanlığa “Gece” adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve ilk gün oluştu.
•    Tanrı, “Suların ortasında bir kubbe olsun, suları birbirinden ayırsın” diye buyurdu.
•    Ve öyle oldu. Tanrı gökkubbeyi yarattı. Kubbenin altındaki suları üstündeki sulardan ayırdı.
•    Kubbeye “Gök” adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve ikinci gün oluştu.
•    Tanrı, “Göğün altındaki sular bir yere toplansın, kuru toprak görünsün” diye buyurdu ve öyle oldu.
•    Kuru alana “Kara”, toplanan sulara “Deniz” adını verdi. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü….

Metin bu şekilde devam ederken dikkatinizi çeken bir şey oldu mu?
•    Yer boştu, yeryüzü şekilleri yoktu; engin karanlıklarla kaplıydı. Tanrı’nın Ruhu suların üzerinde dalgalanıyordu. Derken Tanri sulari yaratmadan su vardi demek ki…Ya da belki de… Tanrı?

Bir sonraki yazımda, Satürn’ün yani maddesel evrenin sınırlarında buluşmak üzere…

Kristin Demirci

© 2009 – 2010, AstroFaculta. Tüm hakkı saklıdır. Yazıların va tabloların isim ya da kaynak belirtmeden kullanımı yasaktır. Aksi halde davrananlar için yasal işlem uygulanacaktır.

  1. Astroloji Ve Doğa – İnsan Olmak
  2. Klasik Müzik tarihinde bir dönemin ismi: David Helfgott
  3. “Gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar”
  4. Astroloji Ve Doğa – Madde Evrenin Sınırları
  5. Seçim Astrolojisi


8 Yorum “Astroloji Ve Doğa – I. BÖLÜM – SU”

  1. rozi diyor ki:

    bu tarz yazilarani cok seviyorum Kristin : eline saglik

  2. AstroFaculta diyor ki:

    Çok tşk ederim roza :) Ben de hem seni hem de yazılarını çok seviyorum ;)

  3. turin diyor ki:

    sevgili kristin ,cok guzel bir yazi olmus ….benim saturnum 28 derece 1 ev ikizlerde, 2.evimde yengec burcu var ,yani nerdeyse 2.ev cizgizine yakin bi yerde saturn .ay 10 ev girisinde kovada …neden her zaman is problemi yasiyorum oyleyse..maddi olarak her zaman rahattim ,calisinca da iyi maaslar almistim…ama kendi isim ve kendi param hic olmadi ,bunu neye baglamak lazim ?

  4. AstroFaculta diyor ki:

    Selam Turin;

    2. evi Yengeç Burcu kestiği için buranın yöneticisi Ay’dır. Ay en hızlı hareket eden gezegen olduğundan dolayı kazançlarınızda düzensizlik ya da iniş çıkışlar yaşanabilir.Ayın konumu itibariyla hava Burcu olan Kova’da düşük sayılır. Ama Satürn’ün konumu İkizler’de yararlı. Yengeç’e de etki ettiğini göz önüne alırsak, hayatınızda mutlaka sabit bir iş yaratacağınızı/açacağınızı söyleyebiliriz. Ama yine buradaki gelir her ay değişkenlik gösterecektir. Daha çok fikirsel, kitaplar/danışmanlık/hesap belki satış işlerine yatkın olabilirsiniz.

  5. esin diyor ki:

    Merhaba Kristin,

    Öncelikle geri donmene cok sevindim. Yazılarına cok alısmıstım. Özellikle mitolojiden ve kutsal kitaplardan yaptıgın alıntılara bayılıyorum.

    Su gruplarından ornek verirsek kuzenim balık burcu ve bana stres altında oldugunda bulasık yıkadıgında kendini iyi hissettigini soylemisti. Aynı sekilde akrep yukselenli bir arkadasım yuzmeye bayılıyor..Benim de 12. evim yengec burcu ile baslıyor, genel olarak duygusalım ama burada Mars var, bu sanırım duygularımı gostermemi engelliyor..Fakat kendi duygularımın farkında olamasam da karsımdaki insanların genelde ne hissettigini hissedebiliyorum.

    Bir de bir sorum var; dedigim gibi 12. ev yengec burada Mars var, Ay’ da (12. ev yoneticisi) 9. evde koç burcunda ( mars yonetici)..Kısaca 9. ve 12. evlerin yoneticileri birbirini agırlıyor ( astroloji dilinde boyle kullanılıyorsa) Bunun ne gibi etkisi olur? Yanıtlarsanız sevinirim, Mars aynı zamanda 10. kariyer evimin de yoneticisi ve uzun zamandır is bulamıyorum, 10. ev yoneticisin kayıplar evi 12. evde olması bu kadar etkili olabilir mi? Ve akadamik alanda bir kariyer uygun olabilir mi? Biliyorum bu tarz soruları yanıtlamayı cok sevmiyorsun ve bunlar danısmanlıga giriyor da bir az ipucu verip yol gosterirsen sevinirim..

  6. AstroFaculta diyor ki:

    Esin Selamlar;

    Öncelikle ilginize çok teşekkürler. Sorunuz kişisel danışmanlığa girmiyor, açıkçası oldukça spesifik ve doğru bir soru şekli olduğu için çok sevindim :) Karşılıklı ağırlama yani mutual reception dediğimiz görünümler oldukça güçlü etkilere sahiptir. Mars ise 9. ve 10. evlerin yöneticisi olarak çok güçlü. Bu durumda 12. evin bilinmezliklerini/içsel muhakemeleri , 9. ev yani yazışmalar, yolculuklar, araştırma, yayınlama, akademik olarak da ortaya çıkarma eğilimi verecektir! Yine “keşif” duygusu da çok yoğun olabilir. Bu bana kalırsa çok karakteristik bir betimleme. Yaptığınız işe hakim olabilmek, çok derinlere inmeden dengede durup sentez yapabilme yeteneğine sahipsiniz. Bunu da akademik olarak gerçekleştirebilirsiniz. Sinirlerinize ve duygusal tepkilerinize hakim olabilmekte bu yetenekler arasında kendini gösterir, ifadeniz ise çok belirgin ve net.

    Ama düşüncelerinizi, ya da keşiflerinizi “uygulayamadığınız” zamanlar sizi çıkışı göremediğiniz bir yerde esir edebilir. Sürekli üretmek olmadığı zaman huzursuzluk başlar. Yine Satürn transitine bağlı olarak kimi zaman büyük hasar görür, kimi zamanda bu hasardan “büyük” fayda sağlarsınız. Çizelge bir aşağı bir yukarı hareket eder. Ama sonuç eninde sonunda olumludur.

    Datanızı vermediğiniz için genel olarak bu yorumları yapabiliyorum. Para ve iş ile ilgili olarak haritanızı transitler ve solar return haritalar bazında inceleyerek fikir sahibi olabilirsiniz.

    Sevgiler

  7. esin diyor ki:

    Tekrar Merhaba Kristin,

    Soruma yanıt verdigin icin cok tesekkur ederim ve dogrusu bu kadar hızlı bir cevap da beklemiyordum. Harika :) Bu kadar az veri ile yaptıgın yorumlar da oldukca tutarlı.

    Anladıgım kadarıyla natal haritamızdan cok transitlerin gunluk yasantımızda daha onemli olabilecegini dusunuyorsun. Oyleyse bir bakıma natal haritamız (soyut) potansiyellerimiz, transit haritamızda (somut) gercekleştirebileceklerimiz diyebilir miyiz? Belki kimi bilincsiz hareketlerimiz de natal haritamızdaki yerlesimlerden kaynaklanmaktadır. Progressed haritalarda bilinç duzeyinde olabilir mi? Solar return harita hakkında ise dogrusu hiç bir fikrim yok. (keşfedilmeyi bekleyen bir konu) Belki baska bir yazınızda da harita çeşitlerinden bahsedersiniz.

    Kusura bakma konuyu dagıttım biraz, tekrar tesekkurler ve basarılar!

  8. AstroFaculta diyor ki:

    Rica Ederim Sevgili Esin…

    Bence her şey iç içedir. Ama natal haritanın sadece kendi bile tüm süreçleri öngörebilir. Bunun için deneyim, bilgi ve kişinin objektif olması gerekir. Bir takım ilerletme tekniklerini zaman içerisinde uyguladığınızda aslında tüm taslağın sadece doğum anı olduğunu farkedersiniz. Bu hayret vericidir ve çok net olarak çalışır. Kişiler belirli döngüleri farkında olmadan tekrarlarlar. Ama çıkan fırsatları 2. kere değerlendirebilmek için, daha önceki derslerimizi öğrenmiş olmamız şarttır! Progresler dediğiniz gibi bilinç düzeyinde arka planda işleyen, ağır etkilerdir. Solar return haritalar ise o yıl ki potansiyel olayların ana temasını gösterebilir.

    İleride bunun hakkında da yazma fırsatım olur diye umuyorum, tekrar tşkler size de iyi çalışmalar…

Yorum yap