Astroloji Ve Doğa – Madde Evrenin Sınırları

earth-moon

Astroloji, en temel doğa kanunlarını, felsefeyi, psikolojiyi, insana ve evrene dair tüm varoluş yasalarını kapsayan bir dipsiz okyanustur. Yaşamı ucu bucağı olmayan beyaz bir tuval olarak düşünürsek, her ruh, bu tuvalin herhangi bir yerinde, asla tekrarlanmayacak izler ya da resimler bırakacaktır. Her resim taklit edilebilir elbette, hatta taklitleri kimi zaman asıl olandan daha bile mükemmel görünebilir. Ama ilk olan, kendine özgü olan, yaratıcı olan ruhun var olduğu o an ve enerji asla tekrarlanamaz. Bu durumda Astroloji özgür iradeyi, inancı ve taslağıyla yazgıyı içinde barındıran bir bakış açısıdır.

Peki bu sonsuz olasılıklar ağındaki sayısız bakış açısının en temel olanı hangisidir diye düşündüğünüzde aklınıza ne geliyor? En temel olan “görünenden” yola çıkar. Bir gece, şehrin ışıklarının ulaşamayacağı bir yerde, Ay’ın karanlık evresinde bir gökyüzü hayal edin. Yere sırtüstü uzanarak gözlerinizi gökyüzüne çevirdiğinizde, sizi sarmalayan milyarlarca ışık görürsünüz. Milyarlarca ışık yılı uzaklıkta olmalarına rağmen, neredeyse onlara dokunacakmışsınız gibi de yakın görünürler. Gözlerin gördüğü varken bir diğer yandan içsel bir “gözün” görebildikleri vardır. Kimilerine göre ulaşılabilir, kimilerine göre ise ulaşılmazdır yıldızlar.


Bilim ise maddede görünenin sınırlarını sınayarak standart ve uygulanabilir algılar meydana getirir. Görünen ve görünmeyen tüm evrenin, bizim içimizde uyandırdığı merak aynıdır. “Yaşamın, yaşamımın amacı nedir?” diye durmaksızın sorarken, bu merak bize yeni kıtalar keşfettirmiştir. Ay’a ayak basar, Güneş Sistemimiz içindeki tüm gezegenleri dolaşabilen uydular yaratabiliriz. Yaşamın anlamını yüklediğimiz yeni ruhlar dünyaya getirir, bir okyanusu yüzerek aşabilmeyi hayal ederiz. Devasa yapılar inşa ederek Tanrı’ya kafa tutarız. Kendimizi bir cevabın peşinden koşarken değil “yaşarken” buluruz. Her gün aşık olur, her gün ayrılırız. Yaşam masmavi “yuvamızın” her yanında, her an devam eder. İnsan egosuyla ünlüdür. Sanırız ki tüm evren sadece bizim için var. Oysa biz de evrene, diğer canlılar gibi hizmet etmekteyiz.


Gözlerinizi kapatıp Dünya’dan atmosfere doğru hızla havalandığınızı hayal edin. Dünya’nın en güzel manzarasını izleyebileceğiniz Ay’a kadar gidin. Sonra Güneş’i, Merkür, Venüs, Mars ve Dünya’yı geride bırakarak yüzünüzü Jüpiter’e doğru dönün. Muhteşem halkalarıyla Satürn’ü, sonra dev mavi gezegen Neptün’ü geçin. Plüton’a kadar gidin. Orada yani bilinen sistemin sınırında durup geriye bakmayı deneyin. Mavi yuvamız belli belirsiz bir nokta gibi görünecektir. Sonunu tasvir edemediğimiz ışıklarla bezenmiş bir karanlık okyanusun ortasındaki bir ada gibidir Dünya.


Bilim bize şu anda Güneş Sistemi içerisinde yalnız olduğumuzu söylüyor. Bu evrende yalnız olduğumuz anlamına gelmemeli. Çünkü Güneş de aslında gördüğümüz milyarlarca yıldızdan biridir. Diğer sayısız ve henüz göremediğimiz galaksilerde yaşam olmadığını savunmak ise tam anlamıyla mantıksızdır.


Plüton’dan geriye, Dünya’ya doğru yol alırken tüm gezegenlerin Güneş’in etrafında bir rota izlediğini görürüz. Bazılarımız, bu kadar uzaktaki komşu gezegenlerin yaşamlarımız üzerinde nasıl etkileri olduğunu merak eder, buna bir türlü anlam veremezler. Oysa hatırlanması gereken gezegenlerin, bunca uzaklıktan dahi Güneş’in çekim alanına dahil olabildiğidir. Bilim ise bize Güneş Rüzgarları denen manyetik alanın Güneş Sistemi dışına kadar ilerlediğini kanıtlamıştır. Biz bu rüzgarlara Kuzey Işıkları ya da Aurora deriz. Astroloji binlerce yıl öncesinde bu etkileri sadece gözlemle kanıtlamıştır.


Görebildiğimiz ya da henüz göremediğimiz etkileşimlerle birbirine bağlı olan her şey, bir ışığın etrafında dönmektedir. Evreni anlayabilmek için öncelikle yıldızları anlamamız gerekir.  Yıldızlar, her şeyin ana maddesi olan hidrojen ve helyum üretir ve diğer bütün maddelere dönüştürürler. Tüm evren gibi biz de, yıldızların kalbinden kopan yıldız tozlarından oluşuyoruz. Bu yüzden aynı yıldızlar gibi doğuyor, büyüyor ve ölüyoruz.


Güneş dediğimiz yıldız bizim biricik adamızı, Dünya’mızı asla gerçekten karanlıkta bırakmaz. Temel yaşam enerjisidir. Isı, ışık, besin ve hayatın kaynağıdır. Dünya, dengenin en mükemmel halinde var olduğu ve su olduğu için yaşama sahiptir.


Bu nedenden dolayı Astroloji’nin Güneş’i temel alarak uygulaması son derece mantıklıdır. Astroloji hakkında genel hiçbir bilginiz olmasa da, en azından burcunuzu bilirsiniz. Burcunuz, doğduğunuz günkü Güneş’in konumunu göstermektedir. Güneş, öz benlik, ego, öznel oluş sembolüdür. Yaşamı oluşturan temel hareket enerjisidir. Aslan’ın yönetici gezegeni olarak Koç Burcu’nda yücelmektedir.


Güneş maddenin ilk temel halidir. Güneş yıldızından oluşan Dünyamız, en başta sıcak lavlardan ve gazlardan meydana gelmekteydi. Su oluştuğu zaman ise yaşamın/ruhun bilinçlendiği bir evreye girildi. Muhtemelen Ay’ın çekim kuvvetiyle dengelenen su, şekillenen yeryüzüne eşlik etti.


Maddeyi doğuran yıldızlardır. Bizim sistemimiz içindeki maddenin sınırlarını ve kimliğini belirleyen ise Satürn’dür. Zamanın efendisi Satürn Güneş’ten uzaklığı nedeniyle soğuk ve kurudur. Mükemmel görünen halkalara sahiptir. Satürn şeklin son halidir. Soğuk, kuru doğasıyla, zaman içinde Dünya’nın maddedeki oluşumunu temsil eder.


Şöyle ki; Volkanik kuvvetler ve hareketler “zaman” içerisinde soğuyarak yeryüzünü şekillendirir (Satürn). Yeryüzü şekilleri deyince ilk aklımıza gelen şey dağlar olmaktadır. Aynı zamanda yer altı mağaraları da bu kategoriye dahildir. William Lilly’e göre dağlar, çöller, mağaralar Satürn’ün yönetimindedir.


Dağlar dediğimizde ise ilk aklımıza gelen Himalayalar olacaktır. Dağlardan oluşan bu “bariyer” Dünya’nın iklimini şekillendirmektedir. Bulutların oluşmasını sağlayarak muson yağmurlarını meydana getirir.


Himalayalar 8000 metrenin üzerindeki zirveleri barındırır. Zirveler sınırları tasvir ettiğinden dolayı yine Satürn’e atfedilmektedir. Zirveler, karla kaplı buzullardan oluşur ve yaşam için elverişli değildir. Zirvelerde hiçbir canlı sürekli olarak yaşayamaz. Yamaçlarında dahi yaşayabilen canlılar çok azdır. Bunlar dağ leoparları, kurtlar keçiler ve ayılardır.


Lilly’e göre, iri pençeleriyle yamaçları kusursuz kavrayabilen inanılmaz dengeli ve vahşi kediler Mars yönetimindedir. Mars ise Satürn’ün (dağlar/sarp oluşumlar) yönetici olduğu burçta, Oğlak’ta yücelmektedir.


Çöller de dağların zirveleri gibi yaşam için elverişli değildir. Oğlak dönencesi üzerinde Kuzey Batı Afrika’da bulunan kızıl çöle baktığımızda yine Satürn ve Mars canlılarına rastlarız.


Kurtlar ve ayılar da Satürn/Mars yönetimindedir. Bu hayvanlara dağ yamaçlarında rastlanır olması Astroloji’nin doğayla ne kadar uyumlu uygulandığına dair bir diğer örnektir. Keçiler ise Venüs yönetimindedir. Yine rastlantı olmayarak, Satürn Venüs’ün yöneticisi olduğu burçta, Terazi’de yücelmektedir! Astroloji dengenin kusursuz işleyişini bu şekilde örneklendirebilir.


İnsan ise, evrenin zirvelerine tüm zorluklarına rağmen ulaşmaya çalışır. Oysa zirvelerde sadece konuğuz. Zirveler, ancak maddenin ifade edildiği metaforlar olarak görüldüğünde tam anlamıyla açıklanabilir. İnsan için zirvede olmak, koşulsuz başarıdır. Satürn çok çalışmak, çaba ve disiplinle özdeşleştirilir. Aynı zamanda yalnızlık ve ölüm Satürn’ün konularına dahildir. Zirveye tırmanan kişi elbette ölümü göze alacak ve serüvenini zirvede tamamlarken yalnız olacaktır. Everest’e tırmanan her 10 kişiden birinin öldüğü düşünülürse, zirveye ulaşabilmek gerçek bir başarıdır. Ama maddenin çetin şartlarında, kendi dengemizi aşan zirvelerde misafir olduğumuzu unutmak, yazgıya üstün gelebileceğimizi düşünmek ise büyük hayal kırıklığı doğuracaktır. Başarı ya da hakimiyet asla sonsuza kadar sürmeyecektir.


Gel gelelim, doğadaki kanatlıların çoğu Jüpiter etkisindedir. Özellikle kartal zirvelerde yaşar. Turnalar ise zirvelerin üzerinden uçabilen tek canlıdır. Jüpiter inancı sembolize eder. Zamanı ve sınırları aşabilen bu “inancın” doğada böylesine betimlenmesi hayranlık uyandırır. İnsanı da zirveye taşıyan, temelinde bu inançtır. Güneş ve Ay’ın uyumundan ve maddenin mükemmel dengesinden meydana gelen insanoğlunun amacı her zaman, beden de dahil, tüm sınırları ve engelleri aşmaya yöneliktir. Doğarız (şekil), büyürüz (değişim/deneyim) ve ölürüz (maddesizlik/ruh). Güneş/Merkür/Ay, Venüs/Mars/Jüpiter ve sonunda ise görünür şekliyle Satürn. Arkasından gelen süreç ise, Astrolojik ya da matematiksel olarak tarif edemeyeceğimiz bir X evresidir. Daimi olan döngü yaşama dairdir.

Aynı yıldızlar gibi, sonsuzlardan, sonsuzlara değin…

Kristin Demirci

© 2009 – 2010, AstroFaculta. Tüm hakkı saklıdır. Yazıların va tabloların isim ya da kaynak belirtmeden kullanımı yasaktır. Aksi halde davrananlar için yasal işlem uygulanacaktır.

  1. Astroloji Ve Doğa – İnsan Olmak
  2. Satürn Terazi Burcunda – Ekim 2009/2012 Dönemi
  3. Çağın Vebası ::Virüsler::Bitmeyen Savaş
  4. Astroloji Ve Doğa – I. BÖLÜM – SU
  5. Seçim Astrolojisi


3 Yorum “Astroloji Ve Doğa – Madde Evrenin Sınırları”

  1. kader diyor ki:

    güneş yaşam kaynağımız ve ben güneşin çocuğu olan bir aslanım ve burcumu çok seviyorum.yazını okurken astrolojinin içinde özgür iradeyide barındırdığından söz etmişsin.ama okuduğum başka bir yazıda evrende özgür irade diye birşeyin olmadığını doğduğumuz anda var olan gökyüzü diziliminin ne zaman ve ne şekilde öleceğimizin ip uçlarını verdiğini ve bunun değişemiyeceğini söylüyordu.kafam çok karıştı aslında astroloji gerçekten kaderimizi yansıtan bir bakış açısı bunu değiştirebilecek olmamız kaderimizle oynamak anlamına gelmiyormu?ben denedim bişey olucaksa oluyor değişmiyor.

  2. Kristin Demirci diyor ki:

    Merhaba

    Her şey hem biraz kaderdir hem kaderden bağımsızdır. Astrolojik olarak kişinin kendi yazgısına hakim olabileceği konusunda fikir yürütürüz ama herkes bu hakimiyeti gerçekleştiremez. Herkesin yazgısal potansiyeli doğum anındadır. Sorguladığım iki fikirde doğrudur. Aynı zamanda kader konusunda bir sonuca varmak anlamsızdır. Ama üzerine düşünmek büyük farkındalıklar yaratır. İki zıt fikri keşfettiniz, bunu siz harmanlayacaksınız. Yazgı hakkında kişisel fikrim; herkesten bağımsız ve tarafsız olduğudur.

    Teşekkürler

Yorum yap