Mart Ayında Meksika’da ortaya çıkan domuz gribi salgını, toplum psikolojisine haklı olarak büyük bir darbe indirmeyi başardı. Amerika’ya yayılarak küresel salgın boyutlarına varması ise bir kıyamet sendromuna yol açtı. Komplo teorileri ve cehaletin propagandasına her yerde rastlar olduk. Oysa panik ya da korku evrim süreci açısından önemsizdir. Tabii hala evrime inanmayanlar için bu geçiş ve değişim süreçleri her defasında “dünyanın sonu” olarak betimlenir.
5 milyar yaşında olduğu tahmin edilen dünyamız, belki binlerce kıyamet görmüş geçirmiştir. Kendi dengesini korumak zorundadır. Bu yüzden değişim, yeniden yapılanma, mücadele ve hareket sürekli iç içedir. Suda başlayan hayatlarımız, karada devam etmiştir. Göçebe topluluklardan, yerleşik topluluklara dönüşürüz. Alışkanlıklar, kültür ve inançlar da sürekli değişir durur. Ama aslında hiçbir şey bir anda değişmez. Evrim teorisinin ana sütununu zaman oluşturur. “Her şey zaman içerisinde değişir”.
Değişim canlı olan her şey için geçerlidir. Virüsler de zaman içinde yapı değiştirir, güçlenir ve bağışıklık sisteminin üstesinden gelirler. Karşılığında biz birçok can verir onu anlamayı başarır ve sistemimizi virüsün etkilerine karşın bağışıklık kazandırırız. Döngünün mantığı budur, bitmek bilmeyen bu savaşın amacı her iki taraf için de “hayatta kalmayı başarmaktır”. Varoluşun en temel prensibi güçlü olanın hayatta kalmasıdır.
Değişmeyen tek şey doğanın bir nevi “ph” değeridir. Bu değer her yaşayan şeyden çok daha değerlidir. Çünkü yaşamı oluşturacak potansiyel bu dengedir. Her şeyin üzerindeki denge, ne korkularımızı, ne günahlarımızı, ne sevaplarımızı umursar. Biz onun hizmetçileri olduğumuzu kabul etmediğimiz taktirde, her deprem, her salgın bizim için bir dünya sonu olmaya devam edecektir. Hayır bu dünyanın sonu değil, bu sadece bireyin ya da milyonların sonudur, denge için önemli olan tek şey sürekliliğinin sağlanabilmesidir.
Büyük resmi gördüğümüzde insan egosu değerini nasıl da yitiriyor değil mi? Şu anda savaşlar oluyor zaten, binlerce insan hayatını kaybediyor. Ama biz savaşmadığımız sürece bu durum önemli değildir. Ancak savaşa girersek ve canımız yanarsa bu kesin 3. Dünya savaşı oluverir. Nisanda dolu yağar, buzullar yok olur, hayvanların soyu tükenir bizim bir türlü umurumuzda olmaz. Çekirdek çıtlatarak heyecanla TV’deki evlendirme programını izlemeye devam ederiz. Umurumuzda olur, bu sefer yine TV ile desteklemeye, reklam için bir ton para dökmeye başlarız. Yine hiçbir anlamı olmaz. Peki kıyamet nedir ve ihtimal dahilinde midir? Bana kalırsa böyle bir ihtimal vardır. Çünkü doğan her şey ölür. Yıldızları inceleyin. Milyarlarca yıl yaşasalar bile onlar da ölürler.
Ayrıca birçok hayvan soyu dünya tarihinden silinmiştir. Belki dinozorlar çağını sonlandıran da bir çeşit virüstü, bilemiyoruz. Ama her şey zamanı gelince doğanın dengesini korumak için verdiği kararlarla olur. 19. Ve 20. Yüzyılda soyu tükenen hayvanların sorumlusu, çıkar uğruna -ki para kağıttan ibarettir, hatta artık temelde sadece varsayım ve sayılar olarak etkindir –doğal kaynakları sömüren, soluduğumuz havayı kirleten, içtiğimiz suyu zehirleyen etken insan kararıdır. Bu karar ise doğaya direkt olarak bir hakarettir. Bu zamansız geçişler dengeleri altüst eder. Bir gün karşımıza bir virüs çıksa ve son derece savunmasız kalsak, tek çözümün ise soyu tükenmiş bir hayvanda olduğunu öğrensek ne hissederdik? İşte bu insanlığın sonu olurdu.
Virüsün Evrimi
Mart 1918 – Haziran 1920 dönemi arasında ortaya çıkan İspanyol gribi 50 ila 100 milyon kişinin ölümüne sebebiyet vermiştir. O zaman dünyanın ortalama 1,5 milyar nüfusa sahip olduğunu göz önüne alırsak, bu oran oldukça önemlidir.
Swine flu fiasco olarak tekrar 5 Şubat 1976 tarihinde Amerika’da ortaya çıkmıştır. 40 milyon civarında insanda virüsün belli çeşitlerine rastlanmış, 25 ölüm gözlenmiştir.
1988 Eylül’ünde yeniden aktive olan virüs çok tehlikelidir ve bir hamile kadının ölümüne sebebiyet vermiştir. Ama salgın görülmemiştir. Bebeği sağlıklı doğmuştur.
1998’de ABD’de tespit edilen virüsü domuz nüfusunun büyük kesimini etkilemiştir. Deneyler sonucunda virüsün genetik yapısının kuşların ve insanın genetik yapısına uyumlanabileceği tespit edilmiştir.
20 Ağustos 2007’de Filipinlerde bir kez daha canlanan çeşidi domuz kolerası ismini almıştır. Bir çok çiftliğe yayılmış, kırmızı alarma geçilmiş ama insanda pozitif hastalık saptanmamıştır.
Ve 2009 Mart ayında Meksika…

1918 – 2009 arasında 91 yıllık bir süreç var. Virüsün değişerek komplike halde yeniden karşımıza çıkması 91 yıl almıştır. Peki bu 91 yıllık süreci astrolojik olarak hangi görünümlerle açıklayabiliriz?
Evrimin, kökten değişimin, karşı konulmaz ölümcül Plüton’u 1918 Mart’ında tam olarak Yengeç Burcu’nun 2. – 3. Derecelerinde retro hareketteydi. Yani şu andaki konumunun tam karşısında! Aynı yıl Aslan’da Satürn/Neptün kavuşumu gerçekleşmişti.
1988’de bu kavuşum Oğlak 00:00 derecesinde meydana geldi.
1998 – 1999 ve 2006 – 2007 Satürn Neptün karşıtlığı vardı.
2014 Satürn Jüpiter karesi yaşanacaktır. Aynı yılın Aralık ayında etki orbunda seyretmeye başlayacak bir de Satürn/Neptün karesi vardır. Uranüs Plüton (Koç/Oğlak) karesi de aynı evreye denk gelecektir. 2010 Mayıs ayında tetiklenecek Uranüs – Plüton karesi, ortalama 8 sene etkisini gösterecektir. Aynı süreçte Plüton ABD haritasının 8. Evini harekete geçirecektir. Önümüzdeki 20 sene içerisinde bir Roma İmparatorluğunun daha çöküşüne ne şekillerde tanıklık edebiliriz?
Salgınlar, depremler, sefalet, savaşlar, küresel ısınma… Afet teorilerini kendinizce yorumlayabilirsiniz. Mundane hiçbir öngörü olacakları, zaten son 100 yıldır olmaya başlamış olan hiçbir şeyi ya da hali hazırda olanları engelleyemez. 2012 teorisyenleri gelmiş geçmiş en acımasız medeniyetlerden biri olan Mayaların takvimine takılmış durumda. Belki de göktaşı ya da ulu gezegen Marduk ancak mikroskop altında kendini ortaya çıkaracaktır, kim bilir?
İşaretleri değerlendirmek için Astrolog olmanız dahi gerekmiyor. Duyarlı bir insan olmanız yeterli. Umarım kalbiniz korkuların olmadığı bir ülkenin vatandaşıdır. Umarım gözleriniz gördüklerine tanıklık ettiğinden haberdardır. Umarım en kötüsünde bile aslolan niyetin en iyiyi güttüğünü hatırlarsınız. Bir “Jüpiter Neptün kavuşumuyla daha yanıldık, korkularımız boşaymış” diyebiliriz umuyorum. Ama ya sonrası?
Dünyanın sonuna kadar – ki bu yarın ya da 1000 yıl sonra olabilir – her şeyin değişebilir olduğunu, yöntemlerimizin işe yaramadığını, yaratırken yok etmek zorunda olmadığımızı öğrenemeyecek miyiz? Belki evet belki de hayır. Tek bir şey var ki o da; hizmetimizin amacının yaşadığımız hayata “yaşam” katmak olduğudur. Yaşamın olduğu yerde ise ölüm yoktur.
© 2009 – 2010, AstroFaculta. Tüm hakkı saklıdır. Yazıların va tabloların isim ya da kaynak belirtmeden kullanımı yasaktır. Aksi halde davrananlar için yasal işlem uygulanacaktır.