İnsan Aklı
İnsanoğlu yeryüzündeki en akıllı yaratık olduğuna inanmaktan asla vazgeçmeyecek. Aklımızı kullanarak evrim geçirdik. Çok işlevli ellere, mükemmel varsaydığımız bir fiziksel şekle ve sisteme sahip olduk ( diye düşünüyoruz!). Peki her şeye hakim olabildiği kriterini gözeterek insanoğlu için yeryüzünün en “akıllı” yaratığı demek doğru mudur?
Hayır değildir. Doğa’ya baktığımızda, kendilerine özgü içgüdüsel avantajı kullanarak hayatta kalabilmiş canlı türlerine rastlıyoruz. Örneğin Timsahlar (Mars – Satürn), yılanlar (Plüton, Satürn, Akrep teması), filler (Jüpiter) vs. Ama canlılar hayatta kalma yöntemlerini geliştirmeden çok önce bitkiler vardı. Bitkilerle ilgili genel bütün mevzular Ay ile ilgilidir. Bu nedenle Ay fazları, Ay’ın burçlardaki yerleşimi bitki yetiştiriciliğinde çok önemlidir. Hangi bitkiyi, ne zaman ekmeniz ya da budamanız gerektiğini bile Astrolojiye danışabilirsiniz. Bitkilerden önce ise su vardı. Sudan öncesi ise hiç yoktu, en azından tarihsel ya da mitolojik olarak “sudan” önceki dönemler hakkında fikir yürütemiyoruz. Su Ay, Yengeç, Neptün ve Balık semboliklerinin yöneticiliğindedir. Su “aklın” ta kendisidir. Doğanın varoluşu, kusursuz tanrının ta kendisidir. Hayır, insan yeryüzünün salt özgün aklının yanında, ancak iyi ya da kötü bir fikir olabilir!
Suyun hükmünü benimsemiş, ona her daim yakın durmuş yine de insanın karadaki yaşam serüvenini şarkılarıyla kutlamış – ki hala öyledir - canlılardan bahsetmek istiyorum size. Belki bir masal gibi okuyacak, gülümseyecek ve bir kaç gün içinde unutacaksınız. Belki de bu masal hayatınızı değiştirecek. Belki de masalların ötesinde, gerçeklikle göz göze geleceksiniz.
Fil gibi büyüklük avantajını kullanarak hayatta kalmış bir diğer canlı balinadır. Jüpiter’in yöneticiliğindedir. Ekolojik sistemin en gerekli halkalarından birini temsil eden memelilerdir. Yani bizim gibi ürerler, eşlerine ve çocuklarına bağlılık hissederler. Aile ve bütünlük kavramları vardır. Korumacıdırlar. Astrolojiyi ve Mitolojiyi de bir kenara bırakın. Jüpiter gezegeni Dünyayı, fırtınalarla dolu bünyesine bir çok göktaşını çekerek, olabilecek bir çok felaketten kurtarmaktadır. Jüpiter bilimsel olarak Dünya’nın koruyucusudur. Balinaları da öyle düşünün, başımıza gelebilecek türlü felaketlerden bizi koruduklarını, varoluşlarının bu denli önemli olduğunu düşünün!
Yunuslar balina türüne ait görülürler. Yıldızların gözünden ise, Güneş (yaşam), Venüs (Sevgi, bağlılık), Neptün (fedakarlık, sezgi) ile ilgili görülerek erdemlerin en muhteşem olanlarının bahşedildiği canlılardır. Sanki yüzlerinde ki asla yok olmayan o “gülümseyiş ” bunun kanıtı gibidir.
Yunuslar Minos medeniyetinde büyük öneme sahipti. Sanat anlayışlarında yunusları fazlaca betimlediklerini biliyoruz. Mitolojide bir yunus Arion adlı bir şairi boğulmak üzereyken karaya taşıyarak hayatını kurtarmıştır. Bu nedenle Arion’un bir yunusun sırtında betimlenen hali mühürlerden, eski paralara kadar işlenmiştir. Günümüzde hala hatırlanmakta, kimi filmlerin etkileyici afişlerinde kullanılmaktadır.
Yunus mitleri Minos’tan doğarak tüm Akdeniz’i etkisi altına almıştır. Bir efsaneye göre Posedion bir yunusu, aşık olduğu ve daha sonradan evleneceği peri kızını bulup getirmesi için görevlendirir. Sonrasında yunusu ödül olarak gökyüzünde bir yıldız kümesi haline getirdiği söylenir. Posedion yani bildiğimiz Neptün, bir çok deniz canlısının yanı sıra yunuslarla birlikte anılmaya başlar.
Yunusların Aşk, sevgi ve romantizmle özdeşleşmesi Neptün’le sınırlı nkalmaz. Afrodit (Venüs) bir çok kez onların üzerindeyken, ya da onlara eşlik ederken betimlenir. Diyonisos ise denizde bir gün korsanlarla karşılaşır. Onları yok etmek yerine yunuslara dönüştürür ve zor durumdaki denizcileri korumak ve kurtarmakla görevlendirir. Yunan kültüründe hala insanların kurtarıcısı olduklarına bu nedenle inanılmaktadır. Yunusların ayrıca tehlikedeki insanları kurtardıklarına dair bir çok olay kanıt olarak gösterilebilmektedir.
Güneş Tanrısı Apollo ise denizciler tarafında ‘Delphinios olarak bilinirmiş. Gün ortasında ışıl ışıl parlayan, gökyüzündeki bir yıldız gibiymiş! Apollo (Güneş) ve müzik (Venüs)birlikte anılır. Yaşam ve yaşamın bazen dinlemeye doyamadığımız ,bazen de unuttuğumuz melodisi gibi.
Kuzey Avusturalya efsaneleri de dahil olmak üzere yunusların insanın yaradılışıyla yakından ilişkisi vardır. İnsan denizdeki yaşamını geride bırakıp karaya çıkmıştır. Bazıları da denizde kalmıştır. Denizkızı efsanelerinin bu nedenle, yunuslardan türetildiği düşünülebilir. Yunanca δελφύς (delphys) (yunus) olan kelime “rahim, dölyatağı” anlamına gelmektedir. Oldukça ironik, ne dersiniz?
Yunanistan’a gittiğinizde, tüm yunanların yunusları büyük bir aşkla sevdiğini görür, buna saygı duyarsınız. Ulusal bayraklarının bir yunus sembolü olmamasına hep şaşırırım! Size yunuslar hakkında inanılmaz hikayeler anlatabilirler. Mundane Astrolojide Yunanistan haritası tartışılmaktadır oysa bana göre, hangi haritanın baz alınması gerektiği ortadadır!
Bu haritaya baktığımızda yükselen derecesinde (ASC – dışarıya gösterdiğimiz maske) Balık görürüz, Venüs’te Balıkta “yüceldiği” yerleşimdedir ve yükselene yakın durur. Venüs’ün yunusların yönetici gezegenidir. Venüs Balık yerleşimi aynı zamanda yaşam kalitesine, yaşamdan aldığı keyfe önem verir. Yunanlılar sanatçıdır, dans eder, resim yapar, şarkı söyler, içer ve tam da Venüs Balık kalitesinde yaşam tarzı benimserler. Ah bir de yunusları, denizde özgür halleriyle sever ve hayranlık duyarlar.
Günümüzde hala yunusları çok seviyoruz, hatta onlara bayılıyoruz. Havuzlarda onlarla yüzüp, fotoğraflar çekiliyoruz. Belli dizi ve filmler yaparak havuzlarda daha çok insanın onlarla yüzmesini sağlıyoruz. Oysa gülümseyerek poz veren insanlar, yunusların yaşadıkları stres yüzünden her gün kimyasal mide ilaçları almak zorunda olduğunu, çünkü hepsinin ülser olduğunu biliyor mudur? Biz gerçekten yunusları seviyor muyuz?
The Cove adlı bir yapım izledim. Bir drama, bir acı insanlık dramına şahitlik ettim. Haftalarca gözyaşlarına boğuldum. Japonya’da yılda 25.000 yunusun katledildiğini biliyor muydunuz? Belki bilmek istemezsiniz, ama gerçek bu. Yunusların çığlıklarının günlerce rüyalarınızı bölmesini elbette istemezsiniz. Ama bunu görmemek olan şeyi değiştirmeyecektir.
The Cove’u izlemelisiniz. Sadece bir katliamın bilincine varmak için değil, bir insanın vicdanıyla ne şekilde yüzleştiğinin insanlık dersini de almak için!
Bazen düşünüyorum, beni bilgiyle tarikatlar tanıştırmadı, benden bilgiyi hiç bir tarikat saklayamaz. Beni insana dair organizasyonların hiç biri “yaratmadı”. Ben -ismim insan- doğadanım, salt aklın, fikriyim. Su varken dinler yoktu. Dinler beni yaratmadı. Ben doğadanım ve doğada yok olan her şey benim yok oluşumdur.
The Cove’u izlediğimde dünyada sevginin, yaşama sevincinin, umudun, koruma güdüsünün, ailenin, birlikteliğin yok olduğunu düşündüm. Fikri katliam olan beni bir kez ve çok acı bir şekilde yine katletti.
Her şeyi bir kenara bırakın, fikriniz neyse, dünya öyle bir yer. Artık hissetmemek, güçlü olmak, sadece sevilmek ve hükmetmek mi istiyorsunuz, işte dünya böyle bir yer. Ama ben de onun içindeyim. Anneniz, babanız kardeşiniz de orada yaşıyor. Çekilen acılardan sonra sürekli dile getirdiğimiz isteklerimizde, sevdiklerimizi hiç düşünüyor muyuz? Yunusların katledildiği ya da kullanıldığı bir dünyayı umursamıyorsak, bu fikirle dünya böyle bir yer olacaktır. Ama bu dünya da ben belki de can yoldaşınız mutsuz olacak. Senin benim fikrim birilerine mal olacak.
Sudan çıkmış maymuna dönmek?
Tanrılara kafa tutan Prometheus’un ateş hırsızı olduğu bilinir. İnsan sudaki yaşamından ateş uğruna vazgeçmiş olabilir mi? Yani tanrılara kafa tutmak, ateşe hakim olmak, tanrı olmak için!
Evrim teorisinde ilk insanın maymun evresi de varsayılır. Maymunların yöneticiliği Merkür ve ikizler Burcundadır. Sudaki yaşamımıza son verdikten sonra sesli iletişim kurmaya (Merkür) başladık. Binlerce farklı dil (Merkür) yarattık ve bu şekilde birbirimizden çok daha fazla uzaklaştık. Her şey aslında “anlaşılmaz” olmaya başladı. İnsanın davranış modeline daha çok Kova ve Uranüs layık görülür. Oysa insanlık “hala” Uranüs seviyesini benimsemekte, görüldüğü üzere zorlanmaktadır.
Bizden daha akıllı canlıları katletme şansımızın olması, onlardan daha üstün olduğumuzu göstermez. Çok çeşitli formattaki özel ilişkilerimiz yüzünden şikayet ederken, bir yunus kadar olamıyoruz örneğin. Eşini bulduğunda, hayat boyu onunla birlikte olan ya da eşini kaybettiğinde ölene kadar yasını tutan bir yaratık kadar!
Çok üzülüyorum, hatta o kadar üzülüyorum ki aldığım nefesin bile “zarar” ve tüketmek olduğunu düşünebiliyorum. Hayatım boyunca et yedim ama neden yediğimi aslında “ne yediğimi” düşünmemiştim. İnsanın meyveyle beslenen bir tür canlı olduğunu biliyor muydunuz? Et yemek bile alışkanlıklar ve öğretilenlerle ilgili. Sonra facebookta paylaşılan videolar gördüm. Katledilen işkence edilen hayvanlar. Bunu bana sunan, bana işkence eden, insanın ikiyüzünü gördüm. Hem hayvanları sevip, hem de onları yemenin imkansız olduğunu “idrak ettiğimden” beri et yemiyorum. Japonya’nın o dehşet koyunda 25.000 yunusu katlederek insanlara yedirdiklerini biliyor muydunuz? Kirlilik oranından dolayı hepsinin içinde bulunan civa oranının, zehirden farklı olmadığını? İşte yunusların sembolize ettiği tüm değerler böylesine zehirlenmiştir. Katlettiğimizin kurbanı olmak, karma mıdır?
Bunun için Tanrı Zeus tarafından Kafkas Dağında zincire vurulmuş ve Prometheus Desmotes (zincire vurulmuş Prometheus) adıyla anılmıştır. Tanrılarca görevlendirilen bir kartal(bazen akbabayla karıştırılır) sürekli olarak, her gece yeniden oluşan karaciğerini kemirmektedir.
Değildir. Böyle olmak zorunda da değildir. Bugün bir şeyi tüketmek yerine, ufacık bir şeyi feda edebilmek gereklidir. Bugün tok olmak yerine, yarın birisi doyacak diye, aç kalmak gereklidir. Bugün de ısınmak yerine, yarın varolabilmek için, biraz üşümek gereklidir. Bugün fikrim budur, dünya da böyle bir yerdir. Yeryüzüyle birlikte suyu da kirletiyor ve böylelikle tüketiyoruz. Suya dönmek gibi bir şans evrimimiz de olmayabilir.
Bugün bir yunus hikayesi anlattım, yarına umut (Jüpiter) kalsın diye, sizi belki biraz üzdüm. Yine de sadece ve ancak, koşulsuz iyi niyet, vicdanıyla dile geldiğinde ya da eyleme büründüğünde feda etmek, telafi etmektir.
© 2010, AstroFaculta. Tüm hakkı saklıdır. Yazıların va tabloların isim ya da kaynak belirtmeden kullanımı yasaktır. Aksi halde davrananlar için yasal işlem uygulanacaktır.