İnsanların doğaya karşı korkuları değişmezdir. Karşısında bu denli savunmasız hissettiğimiz bu gücü elektrik santralleri kurarak, barajlar inşa ederek kontrol etmeye çalışsak da, doğanın varoluşundaki denge, kendi sürekliliğini sağlayacaktır. Doğa insanın zekasıyla dalga geçer gibidir. En kusursuz binalar bile, doğanın beklenmedik tepkisiyle alaşağı olabilir. İnsan beklenmedik olandan, öngöremediğine karşı korku içindedir. Bu yüzden doğaya dair fırtına, su, ateş vs gibi oluşumlar, mitolojide ve tarih de tanrılaştırılmıştır. İnsan düşünür “ben ki yeryüzünde ki her canlıya boyun eğdiriyorum, bana üstün gelen ancak bir tanrı olabilir.” Bu yüzden 4 yönden esen rüzgardan, patlayan volkanın ateşine kadar kültürler boyunca binlerce tanrı ismine rastlarız. Günümüzün psikolojisi, geçmişin mitolojisinden feyiz alır. Yani aslında psikoloji, günümüz mitolojisinin kaynak oluşturma yöntemidir. Bu yüzdendir ki, geçmişin antik tanrıları, insan doğasını oluşturan elementlerden ibarettir. Doğayla bütün olan insan ise, tanrılaştığında bunu unutur, çünkü bütün tanrılar aslında bencil olarak tasvir edilir ve hepsi bu yüzden bir şekilde yok olur ve yeniden yaratılır. Sadece isimleri değişir. Örneğin antik Uranüs, günümüzün Bill Gates’i olsun. Bundan 4000 yıl sonra, yazılı kaynaklarımıza ulaşan insanlar şunu yazabilirler ” Windowus ve Makintos kendilerini yemek isteyen babası depresyustan kurtulurlar. Windowus en sevilen Tanrıdır. Bedensiz seyahatler yapar ve insanlara “rüyalarında” görünür. Her bilgiyi saklayan bir göksel alanın koruyucusudur vs.”
Şu anda kullandığımız internet, yıkılıp yeniden yapılanan bir dünyanın insanları için kim bilir daha ne şekillerde tarif edilebilirdi!
İnsan, korktuğuna karşı merak duyar. Çeşitli gizemlerle uğraşır. Metaları karmaşık bir hale getirerek, bilgiyi yüceltir. Bilgiyi yücelten, doğaya saygı duymalıdır ama insan gizemi kendisi için kullanmak ister. İnsan “ben” dediği her sefer, aslında tanrı olmak ister. Bir de onca gizemin “hiç olmayacak işlerin peşinde” durmaksızın kafa patlatan insanoğlu çoğu zaman gözden kaçırır ” aradığını bulamamak, aradığını bulmaktır”.
Antik medeniyetlerin mitolojilerine baktığımızda, bir çok karmaşık ve ilginç hikayeyle karşılaşırız. Mısırın Osirisi gibi, ölümsüzlük bitkisini arayan Gılgamış gibi vs. Ne kadar gizemli de görünse bu hikayeler görebildiklerimizin ötesine işaret eder, ama “ötesini” göstermez. Ulaşabileceğimiz sadece sıradan gibi gelen anlamlardır aslında. Affetmek, hırsın zararı, açgözlülük, ihanet vs. Ya da dünya nasıl yaratılmıştır, hep bir tufan hikayesi vardır ama aslında kimse emin değildir gibi.
Psikoloji ise sınırlarını bir türlü tanımlayamadığı varsayımsal insanla (ruhla) uğraşır, psikolojiye göre sağlıklı insan zaten imkansızdır. Bu yüzden aslında belki de bazen olmayan hastalıkları bile iyileştirmeye teşebbüs eder. Bana göre psikoloji modern çağın maneviyatıdır. Nasıl ki dinler günahsız insan yokturu öğretir, psikoloji de kusursuz – sağlıklı insan yoktur göndermesi yapar. Psikiyatristler de bizi din görevlileri gibi dinlerler! Hem psikoloji hakkında şöyle de bir durum vardır: “psikolojiye inanıyor musun?” ya da “Cıks, katiyen psikolojiye inanmıyorum!” Yani Psikoloji de aslında bir inanç meselesidir. Ama fizik inanç meselesi değildir çünkü inkar edilemezdir. Rex Bills Uranüs’ü psikiyatrlara yönetici yapsa da, fikrim Neptün’ün yönetici olabileceği yönündedir. Neticede psikoloji insan efsaneleri yaratacaktır, bunun ötesinde, mantık ise yanılmaz.
Klasik Astroloji, Satürn’e kadar olan gezegenleri ele alarak yorumlar yapar. Oysa günümüz dünyasının Uranüs, Neptün ve Plütonu vardır. Uranüs bilimdir. Genetiktir. Satürn dünyasının ulaşması gereken nokta işte bu deneysel “mantıktır”. Bilim sayesinde, Uranüs’ü ve hatta ötesini keşfettik, keşfediyoruz. Satürn değişmeyen yasadır. 2+2′nin değişmeyen toplamıdır. Uranüs bu yöntemi baz alarak olasılıkları dener. Olasılıkların en yalın dizilimi DNA’dır.
Uranüs Astrolojinin de temsilcisi olarak bu deneysel mantığı uygulamaktadır. Mitolojiden esinlenir, 4 elementin değişmez ilkesinde ısrarlıdır. Yazgı doğadır ve insan doğaya karşı gelmemeli, onu akılcı olarak değerlendirebilmelidir. Astrolojinin öngörüsü, Uranüs gibi farklı olasılıkları deneyen ama bu olasılıkların sonsuz olabileceğini kabul eden bir yöntemdir.
Bilim gibi tarihin ve mitolojinin izinden, sadeleştirilmiş, mantıkla doğrulanmış verinin peşindedir. Doğanın yasaları üzerinden insanın geçmiş, şimdiki ve gelecek serüvenidir.
Klasik Astroloji artık, tek başına işlevsiz kalacaktır. Çünkü insan zamanın sınırlarını test etmektedir. Ses hızını aşmaktadır. Gerçekliğin boyutu değişmektedir. Uzaya seyahatler yapmaktadır. Astroloji hayatımıza entegre olan yeni araçlara yer vermediği sürece, amacına ulaşamayacaktır. Bu nedenle klasik Astrolojiyi kapsamalı ama yeni yöntemleri ( örn. Satürn ötesi) deneysel olarak yer vermelidir.
Psikoloji beynin kimyasıyla uğraşadursun, beynin yapısı hatta düşünce yapısı bile genetikle ilgilidir. Atlantis hikayesini hepimiz çok severiz. İnsanoğlunun altın çağı, hani insanların konuşmadan bile iletişim kurabildikleri yer! (bir sanallık seziyorum ama?)
Atlantis fikrini bir mantığa oturtmaya çalışalım. Örneğin Atlantis diye bir yer olsun, buradaki insanlar şu anda genetik biliminin peşinde olduğu gibi tüm hastalıklardan arınmış, haliyle şiddet yanlısı olmayan, ne çok kilolu ne çok zayıf olmayan çok uzun yaşamlı, insanın kusursuz halini temsil eden canlılar olsun. Tembellik yok, saygısızlık yok, insan çevresindeki her şeyle barışık. Ama majisel vs olasılıklardan bahsetmiyoruz. Sadece genetiğin mükemmel hali diyoruz. Ama genetik bile kazayı engelleyemez, doğanın kendi dengesini kontrol edemez. Bu insanların bir tufanda yok olduklarını ve bazılarının kurtulduğunu varsayalım ve gerisini farklı şartlar altında yaşamak zorunda bırakan bu şekilde genetiği değiştiren evrime bırakalım! Üstünden 10000 yıl geçsin.
Günümüzdeyiz, cinayet işleyen insanların artmasından şikayetçiyiz. 7 milyarız. Belli ırkların genetiği son derece farklılaştı. Akıllı olan da olmayan da üreme hakkına sahip. Küresel ısınma var. Bir sürü felaketler oluyor. Hayır psikoloji çözüm olmayacak ya da nasıl desem maji-psikoloji, yoga-psikoloji, tanrıyla sohbet serileri?
Hiç birisi. Ama genetik bilim sayesinde insanın yok edici özelliklerini düzeltebileceğimizi keşfedeceğiz. Teknoloji bize yardım edecek. Bu kadar yıkıcı ve tüketici olan insanın tek kurtuluşu “bu aşamada” Uranüs’tür. Uranüs 27 Nisan’da Satürn’le karşıt açı oluşturduktan hemen sonra, Mayıs sonunda Koç Burcuna geçecek ve geri gitmeye başlayacaktır. Bu durumda, mantığımızı dahi zorlayan bir takım fikirler ortaya atılacak, deneyler yapılacak ama birçok sabit fikirli insan tarafından engellenmeye çalışılacaktır. Ya da ortaya konan projeler için kaynak yaratılması gerekecektir. Geri hareketini sonlandırdıktan sonra Koç’ta ilerleyecek Uranüs genetik, özellikle Koç sembolikleriyle alakalı bilimsel keşiflerin yolunu açacaktır. Örneğin Koç burcu kellikle alakalıdır. Uranüs buna çare bulabilir! Akla beyin ve bağlı olarak istemsiz hareketlere neden olan sinir sistemiyle ilgili bozukluklarda geliyor. Parkinsona çare geliştirilebilir! Çok farklı enerji santralleri kurulabilir. Alternatif enerji petrolün yerini almaya başlayabilir vs.
Önümüzde bir altın çağ daha yaşanacaktır evet, belki 7000 yıl sonra Atlantis insanı biz olabiliriz. Değişmeyen şeylerden biri yöntemi itibariyle yine Astroloji olacaktır.Belki aynı, belki de başka bir dünyanın göğündeki yıldızları izlerken bile;
“ad astra per aspera”
© 2010, AstroFaculta. Tüm hakkı saklıdır. Yazıların va tabloların isim ya da kaynak belirtmeden kullanımı yasaktır. Aksi halde davrananlar için yasal işlem uygulanacaktır.
.
Sevgili Kristin,
Yine harikasın!
Tek tek anlamlarından çözümleyemedim ; “Ad astra per aspera.” ne anlama geliyor, tam olarak?
“Zorluklardan yıldızlara!” anlamına geliyor sevgili Vildan, çok teşekkür ederim. Yorumda geçen diğer soruları ayrıca yanıtladım,
saygı ve sevgilerimle
yazınızı okudum hoş güzel ama şu dikkatimi çekti; sizin atlantis varsayımınızda önce “Ama majisel vs olasılıklardan bahsetmiyoruz.” diyorsunuz daha sonrada “hayır psikoloji çözüm olmayacak ya da nasıl desem maji-psikoloji, yoga-psikoloji, tanrıyla sohbet serileri?
Hiç birisi.” diyorsunuz. tabi yorumunuzu destekler nitelikte bir sonlandırma yapmalısınız da ama varsayımınız haklı olabilirse de yinede bunu desteklemek için majiyi harcamasaydınız diye düşünmeden edemedim. sanırım diyeceksiniz ki bunlar benim değil üranüsün etkilerinin benim benliğimden süzülmüş yorumları evet belki öyle ama uranüse o etkileri verenleri de tanımak gerek bu nasıl olacak? gezegenlere bu etkiyi verecek ve bu etkilerin madde boyuta yansıması sağlayacak aracı kurumlar olması gerekmezmi? bunlara etki edilemez mi? bu etkiler aynı zamanda insan yapısını etkilemiyormu? bu da insan psikolojisini etkilemek olmazmı buradan yola çıkarak kişilerin kötü karakterlerini düzeltilemezmi?
Selamlar
Merhaba
Haklısınız, psikoloji boyutunun manevi edebiyat halini alma durumuna dikkat çekmek istemiştim, Majiyi harcamak değil. Yanlış ifade etmişim Atlantis konusunda masalsı doğru kelime olabilir.
Etki konusuna gelince, elbette mümkündür. Siz elinizden gelenin en iyisi konusunda nasıl inanıyor ve sorguluyorsanız öyle. Bazen aracı kurumlar işe yarayacaktır, gezegenlerin konumu bunun için uygunsa örneğin, bazen tam tersi, benim bakış açımdan durum bu…
İlgi ve yorumunuza teşekkür ederim,
Sevgiler